Ara

DİRENMEK BİR SANAT MIDIR?

“Bana bir şey lütfedeceksen
Veren Hak’tır,
sen memursun,
Bir şey vermeyecek olursan,
vermeyecek Hak’tır, sen mazursun.”
Bektaşi “Kaside”si

“En güçlü; gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça, hep efendi kalacak kadar güçlü değildir.”
J.J. Rousseau

“Tüm sözcükler tükendiğinde, insan insanı anlamaya başlar.” Jerzy Lec


DİRENMEK SANAT MIDIR?
Siyasallaşmadan İktidarı Olumsuzlayabilmek
[1]

İktidar aygıtıyla yönetilenlerin farklı biçimlerde ilişki kurması, hayatımızın her anına yansıyan bir özelliktir. Bu ilişkinin nasıl geliştiği ve tarafların birbirlerine karşı takındığı tutumları belirleyen unsurları, tepeden bir gözlemle, yani her görünür davranışın o iktidar denkleminin ana hatlarını yansıttığı ön kabulünden hareketle çözümleyemeyiz. Zira görünür davranış ve ona göre saptanacak olası iktidar ağları, hükmedenle yönetilenin karmaşık, gizli karşılaşma halinin yanılsamasına işaret edebilir. “Açık kalplilik” duygusunun iktidar ilişkisine damga vurmasını beklemek ve dili, ideolojiyi, karizmatik söylemi, baskın görüşün ilişkiyi belirleyiciliğini, gizli senaryoları, iktidarın yönetilene uzanma ilkelerinden farklı ilkeler konuşan alternatif senaryoları hesaba katmamak, bizi, tepkisizliğin her görünümünü iktidarın bakış açısıyla değerlendirme tehlikesine itebilir. Hükmedenle yönetilenin karşılaşma ve yöntemlerini bir havuza aktarma alanı olarak ‘kamusal senaryo’yu iktidarın gözüne girmek için her yolu deneme biçimleri diye algılatabilir.

Bu açıdan, iktidarın farklı söylemleri yorumlama tarzı, yönetilenlerin taktığı maskenin kalınlığına göre değişebilmelidir. Aynı zamanda bu ‘kamusal senaryo’ alanı, sadece iktidarın edimlerine göre hareket yöntemini belirleyen, ilk adımı hep hükmedenden bekleyen bir ‘yönetilenler’ tasarımı geliştirirse, yine ‘kamusal senaryo’ perdesinin arkasını göremeyebilir, kendisini biricik kurarak zayıf- güçlü ilişkisinin güçlü tarafındaki ‘tahakküm ve gözetleme’ özelliklerini eksik yorumlamış olur. “En küçük tepkiyi bile göstermeyen, uysal, sakin tavırlara bürünen, iktidara kollarını açacak kadar itaatkâr” olduğu varsayılan yönetilenlerin ‘kamusal senaryo’daki görünümlerini, ‘kamusal senaryo’da baskın rol oynayan hükmedenin ‘uzlaştırıcı ve tabi kılıcı’ bir başarısı olarak yorumlamakta acele etmemeliyiz. ‘Kamusal senaryo’, hükmeden tarafından denetlenmesine, ideolojiyle donatılmasına, gönüllü ortaklar yaratılmasına karşın, ‘gizli senaryo’ alanı, iktidar sahibinin doğrudan gözleminin ötesine taşar, ondan tamamen bağımsız olmasa da onun özerk türevidir, belli bir tarihsel birikimin ve yaşam pratiklerinin sonucunda kendi sahne arkasını kurar.

‘Gizli senaryo’, varlığını belli oranda kamusal senaryoya borçlu olsa da, dinleyicileri iktidar sahiplerinden farklı kişileri, ilişkileri farklı ‘akrabalık’ bağlarını içerir. Mevkidaşa duyulan yakınlık, dostluk, hükmedene haykırılamayan öfkenin ‘gizli senaryo’ çatısı altında ifade edilmesini sağlayarak eksik ‘kamusal sessiz itaat’ kabulleniminin nedenini anlatmaya yardımcı olabilir. İktidar piramidinde ‘hürmet’, neden değil, sonuçtur. Hürmeti iktidarı kuran bir neden olarak algılarsak, ‘kamusal senaryo’ya yön veren gizli davranış örüntülerini anlamakta zorluk çekebilir, davranışı belirleyen motiflerin arkasındaki baskın olmayan, karşıt, yıkıcı söylemi görmezden geliriz. ‘Gizli senaryo’da sergilenen tepkinin homojen olduğu söylenemese de iktidara takınılan olumsuz tavır konusunda ortaklığın olduğu, ama bunun farklı ifade biçimlerinin olabileceği söylenir. Ne var ki, söylemin ‘gizli senaryo’ alanının üyeleri tarafından sürekli paylaşılması ve ortak tavırların ancak üyelerin kurduğu çemberde dile getirilmesi, bunun ‘kamusal senaryo’da iktidara yöneltilmesinin engelleyicisi olabilir. ‘Gizli senaryo’ kendisini boğabilir. Kişilerin tek tek ve sırayla söylemlerini bu alandan fışkırtarak kamusal senaryo alanına attırmaları ütopik gelse de, bu denklemin katalizörü, söylemi karizmatik olan, ancak kendisi karizmatik olmayabilen insanların ‘gizli senaryo’ alanı içinden sivrilebilmesidir. “Size inanmıyoruz!” ile başlayan iktidara “hayır!” deme refleksi, çileden çıkaran patlamanın, bardağı taşıran son damlanın “temsilcisi”dir. İktidar ilişkisinin şimdiye kadar sakin olarak algılanan havası bozulur, rızasızlık ateşlenir, ceketler daha gevşek düğmelerle iliklenir ve hükmeden, tek taraflı kurguladığı ‘kamusal senaryo’daki rolünü tekrar sorgulamaya başlar, düşünceyi gizlice damıtma evresinden patlama anına dek takılan maske çıkarılır, tahakkümü uygulayan taraf, inandırıcı kibirliliği ve üstünlük gösterisi üzerine tekrar düşünme fırsatı bulur.

Politik yaşamın uyumunu dar bir alanda ve sadece sınıflararası uyumun siyasi düzleminde inceleyenler, ‘kamusal senaryo’nun karmaşık, hâkim elitin kirli çamaşırlarını gizleyen niteliğini göz ardı edince, iktidar ilişkisini ve daha genel anlamda ‘yönetimin doğallaştırılması’nı baştan kabullenirler. Hegemonya, uyruklar adına en doğruyu yapma alışkanlığı olarak sergilenir ve ‘kamusal senaryo’ alternatifsizmişçesine inşa edilir. Öyleyse, burada sadece ‘kamusal senaryo’nun görünümlerine bakarak ‘tıp oyunu’ oynadığı varsayılan yönetilenlerin sessiz, itaatkâr edimlerini asıl gerçekmiş gibi çözümlemek bizi hataya sürükleyebilir. Aynı doğrultuda ‘gizli senaryo’ alanını iktidarın eylemlerine karşı çıkmak üzere kurulmuş türdeş bir ağlama duvarı olarak görmek de iktidar ilişkisinin çok yönlü boyutunu basite indirgemekle eşdeğerdir.

‘Gizli ve kamusal senaryolar’ın paslaşmalarının ötesinde, tarihsel kimliğe bürünmüş başka bir kesişim alanından da söz etmek gerekir: Kılık değiştirmek. Kılık değiştirmek; iktidarın eylemlerini önceden tahmin ettiğini sandığı yönetilenlerin aslında uzun süreye yayılan, ‘gizli senaryo’nun ‘kamusal senaryo’ huzurunda sterilize edilmiş (arınmış) halidir. İktidar sahibi, bu kılık değiştirmenin kendine has dünyasına iktidarın ‘kamusal senaryo’daki sözcük dağarcığıyla girmekte zorlanır, çünkü iktidara karşı konumlanışlar, iktidarın tasarladığı üzere sürekli aynı paralellikteki hareketlerden oluşmaz. Farklı kodlar, kimi zaman iktidar bir rakip olarak bile görülmeyerek halk edebiyatı içinde yer bulur, kuşaktan kuşağa aktarılır, heterojen kimlik kazanır. İktidarın sözlüğü ve kamusal senaryoyu biçimlendirişi sert, üretken ve ideolojik anlatısı sayesinde olurken, bu kesişim alanı, kelimenin tam anlamıyla sterildir (arınmıştır). Kesişim alanında yönetilenlerin her eylemi doğrudan iktidara mesaj verme anlamı içermeyebilir. İktidarı kışkırtan, belki de bu dolaylı umursamazlıktır. Umursamama, yönetilmeyi baştan kabullenmeyi, rıza göstermeyi, boynun kıldan ince olmasını, şeriatın kestiği parmağın acımamasını değil, tam tersine iktidarın dilinden konuşmayarak onun egemenlik alanına girmek istememeyi, bir anlamda siyasallaşmadan iktidarı olumsuzlamayı anlatır.

İktidar, yoğun kamusal senaryo alanını genişletmek isterken gizli senaryo ile kamusal senaryo arasındaki bu steril alana ulaşamamanın huzursuzluğunu yaşar. Tabi nüfustan emek, mal, hizmet edinmek, tahakküm biçimlerinin ana hedefiyken; hedefe ulaşmak adına gözetleme, denetleme, tedavi, cezalandırma gibi kurumsallaşmış araçların kullanılması ve ulaşılamayana cadı, deli, ilkel, geri, suçlu yaftalarının yapıştırılması tam da kamusal senaryonun üretken iktidar odaklı genişleme hamlelerini çağrıştırmaktadır.

“Ey imparator,
Yaşamlarını sana,
Yalnızca sana sunsunlar diye
zorlayabilirsin insanları.
Kibrindendir, bağışlarız bunu.
Ama yalnızca seninle hissetsinler,
seni düşünsünler diye,
ruhlarını da bağlamak istersen,
İntikam çığlıkları Tanrı’ya elbet ulaşır.”
J. W. Goethe

[1] Okay Bensoy, 02080936

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder